Bunu biliyor musunuz?

İnsan beyin kabuğu 1 mm3 alanda 3 km akson ve 100 milyon sinir hücresi ara bağlantısı içerir. Günümüzün çip üreticileri ise, 1 mm3 silikon üzerine 10 metre kablo ve 1 milyon transistör sıkıştırabilmektedir.

Isaac Newton'un Bilinmeyen Aşkı! Yazdır e-Posta
Sultan Tarlacı tarafından yazıldı   
Pazartesi, 09 Kasım 2009 17:21

Paz

09

Kas

2009

Çoğu kişinin Newton’u (1642–1727) bir fizikçi olarak bilinirse de, Newton her konu ile ilgilenmiştir ve buna sinir sistemi de dahildir. Sinir iletisi üzerine, Newton’un yazılarının önemli bir kısmı Principia Mathematica ve Optics’te bulunur. Yazdığı bölümler nispeten kısa olmasına karşın, 18. yüzyıl bilimi üzerinde önemli etkide bulunmuştur. Newton, Principia Mathematica’nın sonraki basımlarına eklemeler yapmış, ruh ve bedenin birleşiminden endişelendiğini belirmiştir. Newton’a göre Tanrı omnipotenttir (her şeye gücü yeten). Diğer tüm düşüncelerini de bu ana kabul üzerine yerleştirir:

Anlatımı zor ince/uçucu ruh tüm bedende yer alır. Parçacıklardaki ruhun kuvvet ve etkisi yakınlarındakine de ulaşır ve eşdurumlu bir hale gelir; eğer birbirine dokunuyor ise, elektrikli cisimler daha uzaktakilere de etki edebilir. Ve tüm duyular ve uyarılar, hayvan bedeninin uzuvları istenilen emre göre hareket ederler; bu ruhun titreşimleri (vibration of spirit), dolu sinir lifleri yolu ile karşılıklı olarak, dış duyu organlarından beyne ve beyinden de kaslara doğru yayılır. Fakat bu düşünceler birkaç kelime ile anlatılamaz... Bu elektrik ve elastik ruh işlemlerinin kanunlarını uygun şekilde açıklayacak deneylere gereksinimiz vardır.”

Isaac Newton’un sinir iletimi konusundaki teorisinin Galvani’nin çalışmaları üzerinde belirgin etkisi olmuştu. Newton, Descartes’ın “hidrolik” teorisinin aksine, elektriğin sinir iletiminde olası aracı olması üzerinde odaklanmıştır. Newton, elektriksel ve kimyasal mekanizmaların sinir sisteminin yapısı ile nasıl ilişkilendirilebileceğinin ilk açık teorisini öne sürmüştür. Descartes, ortaya attığı teoride bedenin hareket işlevinin sinirlerle kaslara basınç, duyusal işlevinin ise “gerilimle” taşındığını söyler. Bu teoriye göre, hareket ve duyusal işlevler aynı sinir lifleri üzerinden taşınmaktaydı. Bu Descartes’çi kuram tüm vücudun ilk mekanik teorisi olup ve daha sonra oluşturulacak kuramlar için zemin görevi görmüştür.

Newton bu uçucu, incelikli ruhu (subtle spirit), kimya, elektrik ve optik ile ilişkilendirmiştir. Ve bu ruhun titreşimleri, sinir lifleri boyunca ilerler. Bu ilerleme tüm hisler, duyular ve hareketlerin oluşmasına neden olur. Bu “elastik ruh” daha sonraki baskılarda, özellikle 1704-1717 yılları arasında değişerek, “eter (aether)” haline dönüştürülmüştür. Ancak bunu Newton’un yaptığı konusunda şüpheler vardır. 1704’teki fikirleri Yunan bakışına daha yakınken, 1717’deki açıklamaları fiziksel bakış açısına daha yakındır. Sinir iletimi modeli, bu dönemde elektriksel hale gelmiştir. Ancak, ilginç olan nokta; “elektriksel ya da elastik ruh” ifadesi asıl Latince metinlerde geçmez. Newton’un ölümünden sonra, 1799’daki İngilizce çevirisinde bu şekle döner. Newton’un kendisi Principia Mathematica’nın ikinci baskısında bunu bir not olarak eklemiştir. Ancak bu ek 1726’daki üçüncü baskıda bulunmaz. Neden olmadığı ise bilinmez.

Newton’un daha sonraki bakış açısına göre, sinir iletimi eter aracılığı ile taşınır. Modeli, eterin nasıl olup da dışarı sızmadığını ve eterdeki bir titreşimin nasıl kas kasılması yarattığını açıklar. İçsel eterin yoğunlaşması veya genişlemesine neyin neden olduğu sorusunun cevabını ise bir sihirbaz gibi verir. Newton, titizlikle Descartes hidrolik sistem bakışının yetersiz olduğunu öne sürer ve ruhun doğrudan tüm vücut ve kaslara beyin üzerinden etki edemeyeceğini öne sürer (1675):

“...Bunun gibi bir ruhun olduğunu farz ediyorum, bu canlandırıcı ruh ne sıvı, ne uçucu ne de şarap ruhunun gazıdır (gas of spirit of wine=alkol). Fakat etersel yapı doğada, canlı sıvılarına nüfuz edecek yeterliliktedir, belki bir elektrik kadar serbestçe veya bir manyetik akım gibi yayılır. [...] su ve yağ, tahta ve taşın içine nüfuz eder, girer. Fakat bir metal olan cıva içine giremez. Su ve asit özleri tuzlara nüfuz eder, yağ ve şarap ruhu ise nüfuz edemez. Yağ ve su gibi bazı sıvıları bir diğeri ile karışabilir, ancak bir maddenin diğerine nüfuz etmemesinin gizemli kurallarının araştırılması gerekir, bazı çözülebilirler bazen çözülemez olabilirler. [...] Çözülemeyenler, Güneş ve Dünya arasındaki eter gibi etersel doğada olabilir. [...] Bu ruhun canlı hareketi için nasıl kullanılabileceğini bilmek için, şunu düşünebiliriz; nasıl bazı çözülemezler bir üçüncünün yardımı ile çözülebilir yapılır. Su, bakırda çözülemez; ama bunu eğer bakır sülfür ile karıştırılırsa, aqua fortis oluşur ve bu da altında çözülmez... [...] Aynı anlamda, insana etersel hareket veren ruh, adi eter ve kas sıvıları arasında aracı olabilir, onların serbestçe birbirlerine karışmasını sağlayabilir. Herhangi bir kasa bu ruhun az bir miktarda gönderilmesi ile kasta belirgin gerilme ortaya çıkmaz; bu durumda, dışsal eter çok çözünebilirdir, eter kasta dağılır ve çözünür. Çözünenin aracılığıyla, kas eski halini alır almaz, dağılan eter bir araya gelir.”

Bu kas kasılması için kimyasal bir modeldir. Canlandırıcı ruhun kimyasal aracılığıyla, elle tutulamaz eterle, elle tutulabilir kas birleşir. Eter ve kas sıvısının birleşmesi kimyasal bir reaksiyondur. Kimyasal reaksiyonla meydan gelen genişleme kasa yansır ve ardından kas kasılır. Bugünkü kas kasılması teorimizi ele aldığımızda, sadece kullanılan kelimeler farklıdır.

Yorumlar
Ara RSS
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."